3. Bölüm: İstanbul Hükümeti ile İlişkiler
 
 
 
 
 
25. Konu:  Kazım Karabekir Paşa`nın Kendisi de Hükümet İşlerine Karışmak İstiyor
 
Zaten herkesçe bilinen ve o yolda hareket edilmekte olan bir gerçeği, burada açıklamaktan maksadın, vatanseverlik, ahlâk üstünlüğü, olgunluk ve buna benzer birtakım seçkin vasıflar gereği imiş gibi gösterilmek istenen safsatalara karşı, milletin ve gelecek nesillerin dikkatli ve uyanık bulunmalarını sağlamaktır. Bu düşüncelerine vesile teşkil etmiş olan Kâzım Karabekir Paşa`nın da bu noktada, genellikle benimle aynı düşünce ve görüşte bulunduğuna asla şüphem yoktur. Çünkü Kâzım Karabekir Paşa`nın maksadı, elbette, yalnız benim veya Hey`et-i Temsiliye`de bulunan bazı arkadaşların hükümet kurmamasını veyahut hükümete girmemesini hedef almak değildi. Kâzım Karabekir Paşa, bu konuyla ilgili telgrafında, Rauf Bey`in ve benim adımı söylerken ``bu gibi ön plândaki şahsiyetler`` demiş olduğuna ve kendisini aynı sınıfta gördüğü tabiî bulunduğuna göre, elbette kendilerinin de prensiplerinin dışında kalamayacağı belli idi. Oysa, Kâzım Karabekir Paşa, Hâtıramda yanılmıyorsam, milletvekili olarak, Meclis`te çalıştığı sırada, bir durumun gereği olarak yeni bir kabine kurulması söz konusu oldu. Ben bu hususta görüşmek üzere Fethi Bey, Fevzi Paşa, Fuat Paşa, Kâzım Paşa, Ali Bey, Celâl Bey, İhsan Bey ve Hükümet`teki arkadaşlarla daha başka on onbeş arkadaşı ve bu arada Kâzım Karabekir Paşa`yı Çankaya`ya davet etmiştim. Kâzım Karabekir Paşa, bana gelmeden önce, Meclis`te, o tarihte parti genel sekreteri olan Recep Bey`in yanına giderek, kendisini davet ettiğimi ve büyük bir ihtimalle hükümet başkanlığını teklif edeceğimi söyledikten sonra, şimdiden, kendisinin durum hakkında aydınlanmasına yardım edecek bilgileri varsa bildirilmesini söylemiştir.

Kâzım Paşa`nın Çankaya`da, toplantı ve görüşme sırasındaki tutumu da, orada hazır bulunanlar tarafından anlamlı görülmüştü. Kâzım Karabekir Paşa, görüşme sırasında, bu şekilde de millete hizmetten çekinmediğini pek haklı ve yerinde olarak ifade etmişti. Görüşmeler bir noktaya saplandı. Hükümet başkanı Fethi Bey mi, Karabekir Paşa mı olsun? Bu nokta üzerinde tartışılırken Kâzım Karabekir Paşa, bana 8 Ekim 1919 tarihinde tavsiye ettiği gibi, ``kabinenin şekli ve kuruluş tarzı, üyelerinin değer ve kişilikleri ne olursa olsun, Millî Meclis içinde daima söz sahibi ve denetleyici olarak kalmayı, uygulanması zarurî bir karar saydığını`` söylemedi. Aksine, durumu, hükümet kurmaya yetkili kılınmasını bekler nitelikte görülüyordu. Oysa daha vatan ve milletin tam olarak kurtuluşunun söz konusu olduğu devrin korkunç ve karanlık bir safhasını daha yaşıyorduk.

Görüşmeyi sonuca bağlamadım. Ara verdiğim bir sırada, Fevzi Paşa Hazretleri`ni bahçeye götürdüm: Kendisine, Fethi Bey ve Kâzım Karabekir Paşa`lardan birini hükümet başkanlığına seçmekte hakem olmasını rica ettim. Fakat ikisini de aynı zamanda çağırıp konunun şahsî ve basit bir konu olmadığını, sorumluluğun vatanla ilgili ve büyük olduğunu belirttikten sonra, açıktan açığa kendilerine, bu görevi hangisinin daha iyi yapabileceklerini, vicdanlarına başvurarak bizzat söylemeleri isteğinde bulunacaktı.

Yeniden toplandık. ``Hükümeti ya Fethi Bey yahut da Karabekir Paşa kuracaktır. Görüşmelerin sonucundan bunu anlıyorum. Konunun çözüme bağlanmasında, Fevzi Paşa Hazretleri`ni hakem yapalım`` dedim. Kabul edildi. Mareşal, Fethi Bey`i ve Karabekir Paşa`yı aldı. Bahçeye çıktılar. Belirttiğim şekilde hareket edilmiş. Fethi Bey, ``ben daha iyi yaparım`` demiş. Mareşal da bu kanıda bulunmuş ve Fethi Bey seçilmiştir. Böylece, Karabekir Paşa`nın hükümeti kurmakla görevlendirilmesine yardımcı olma fırsatı ortadan kalkmış bulundu.

 
Sonraki Konu:
Padişah Köleliğiyle Elde Edilen İktidar Makamı İktidarsızlık Örneğidir
 
Önceki Konu:
Kazım Karabekir Paşa`nın Benim Hükümetin İşlerine Karışmam Konusu`ndaki Düşüncesi